PKK Resmi İnternet Sitesi

HPG Resmi Sitesi

Gerilla TV

HPG Wêne

Botan'a Gidiyorum

Boran Bagok yoldaşın Botan’a doğru yola çıkarken söyledikleri sözlerdir:

“Adım Boran Bagok, 2003 katılımlıyım. Metina’da kaldım. Halkın sesine ve Önderliğe cevap olmak için gidiyorum.

Önderliğin esaretinden kaynaklı saflara katıldım. Haftanin ve Metina alanlarında kaldım. Botan'a gidiyorum. Bu gidişimin nedeni ise bu yönelimleri kırmak ve bu konsepti boşa çıkartmaktır. Arkadaşlara başarılar dilerim.”

Biz Boran yoldaşı onunla pratiklerde kalan bir yoldaşın söyledikleriyle ele almak istiyoruz. Onunla birlikte kalmış, onunla birlikte yaşamış ve onunla en derin sohbetlere dalmış bir yoldaşın söyledikleri daha anlamlı olacaktır. Öyle şeyler var ki sadece ve sadece birlikte yaşayanlar dile getirebilir, anlamlandırabilir ve anlayabilir. Bizde öyle yaparak Boran yoldaşla kalan bir yoldaşın ağzından alarak kaleme dökeceğiz Boran yoldaşı.

“Boran arkadaş Mardinli bir arkadaştı. Mardin merkezde çok kalmıştı. Arap halkının içerisinde çok yaşamıştı. Aslında Arap halkını da çok sevmişti.

Ayrıca Adana’da büyümüştü. Ailesi Mardin’den Adana’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Ailesiyle birlikte ağabeyleri de Adana’da yaşıyorlardı.

Devrimci mücadeleye ilgisi lise okul ortamında gelişiyor. 2003 yılında da bu ilgisi ve arayışı onu dağlara getiriyor.

Yaşamda sessizdi. Ancak morali ve coşkusu yüksekti. Girdiği çalışmalara moralle giriyordu. Ve heyecanı her zaman doruktaydı.

Yılmaz Güney’den çok etkilenmişti. Yılmaz Güney’in mücadeleci, devrimci yönlerini esas alıyordu. Ve aslında ona hayrandı da.

Haftanin alanında çok kalmıştı. 2006 yılında ise önce Botan’a gitmişti. Mardin alanı için gönderildiği için daha sonra Gabar’a oradan da Mardin alanına geçmişti.

Bir çocukluk arkadaşıyla birlikte Mardin’de gerilla saflarına katılıyor ancak onun çocukluk arkadaşı davayı bırakıp gidiyor, böylelikle ona ihanet etmiş oluyor. Bu ise onu çocukluk arkadaşına karşı tepkinlendirmişti. Ne de olsa birlikte dağlara çıkılmıştır ve sonuna kadar gidilecekti. Öyle sözleşmişlerdi. Sözler verilmişse kirletilmemeliydi. Onun ilkesi böyleydi. İlkelere amansız bağlanmak en doğru devrimci davranıştı. Diğer bir davranış onun için asla kabul edilmemsi gereken bir davranıştı.

Onun bu çocukluk arkadaşın kaçışından sonra ise o Mardin alanına gidip tüm çocukluk arkadaşlarını dağa getirmek istiyordu. Zaten mardin’e ilk gidiş nedeni buydu. “Tüm çocukluk arkadaşlarımı dağa getireceğim” diyordu. Bu yönlü tartışmalarımız çok olmuştu.

Ben, Resul arkadaş ve Boran arkadaş aynı yöreden gelen arkadaşlardık.

Boran yoldaşın Bagok alanına ilişkin özel bir hayranlığı vardı. Gelirken o zaman Bagok’u daha yakında görmüştü. Böyle aşık olmuştu Bagok’a. Hani şairin yazdığı gibi: “Bagok’taki siste toprak kokan bir tarih vardır. Doğanın o anki harika oyunu günü silip zaman uçlarına sonsuzlaştıran cinstendir. Çıktınız mı zaman tüneline girmiş gibisiniz” demesi gibi.

Sivil yaşamda marangozculuk yapmıştı. Palamutta gemiler yapardı, insan biçimi verirdi, bina yapardı, özcesi eline ne alırsa harika bir şeyler çıkartırdı. Bilinen anlamda belki bir sanatçı değildi ama gerçekten hakiki bir zanaatçı olduğunu söyleyebilirim. Özel bir beceriydi bu. Böyle olunca eli pratik işlere çok yatkındı. Örneğin yeraltı mangası yapınca harika biçim veriyordu. Böyle olunca biz gerçekten o yeraltı mangalarında çıkmak istemiyorduk.

Pratik işlerin bütününde böyle yaratıcı, emekçi, üretken bir yoldaştı. Sanki dağlar için biçilmiş kaftan gibiydi. Ne de olsa dağ kendi kendine yeterliğin en fazla istendiği yerlerdi. Kendine yetecek bir yapın olacaktır. Başka da bu dağlarda yaşamak -hele hele bu kadar saldırı altında yaşamak -gerçekten çok zordur.

İşte Boran yoldaşın el yatkınlığı böyle dağlarda ona kendine yetecek kadar özel avantajlar sağlıyordu. O ise bunun bilincinde olan biri olarak, yoldaşlarına bu pratik becerilerini hizmete sunuyordu. Zaten öyle bir kişiliği de söz konusuydu, yani yoldaşlarına her şart altında yardım elini uzatma kişiliği…

Boran yoldaşın başka bir özelliği ise düşünce sistematiğin gelişkin oluşuydu. Çok konuşmazdı ama konuştuğunda ise herkesin dinlediği bir karakteri vardı. Olgunluğuyla pratik yetenekleri ona ayrı bir saygınlık uyandırıyordu. Yoldaşlar Boran yoldaşı severlerdi, sayarlardı. Kendi duruşuyla bunu sağlatmıştı.

Bizde saygınlık ya da sevgi bireyin kendisini katmasıyla yaratılır. Bir nevi birey kendi kendisini yaratır. Gerillacılığın ve devrimciliğin en güzel yanı belki de budur. Bu bireye kimlik kazandırır, kendisine güven yaratır. 

Boran yoldaş ayrıca genç bir yoldaştı. Girişkendi, coşkusu eksilmezdi, morali de her zaman yükseklerde seyrederdi. Bu ruh halini yoldaşlarına da yansıtırdı. Ancak kendisine has olan bir yöntemle yapardı. Birçok yoldaş yaşama güzel dilleriyle aktif katılırlar, girişkenlikleri güzel dil üzerine kuruludur. Ancak Boran yoldaş on kelime yerine belki de 2 kelime bilemedin 3 kelime kullanarak aynı etkiyi yaratırdı. Bu dediğim gibi ona has olupta içimizde nadir görülen bir özellikti. Bu duruşuna mütevaziliği de ekleyince gerçekten çekici olan bir yoldaş oluyordu. Yaşamda bir gün bir yoldaşla yaşam noktalarında çeliştikleri görülmemiştir. Uyumluydu. Boş tartışmalara duruşuyla izin vermezdi. Bu da dediğim gibi ona özgü bir yaklaşım biçimiydi.

Çalışmalara katılırken, görevlere giderken, öncülük yapmakta gözü karaydı. Yılmaz Güney’den etkilenen biri olarakta biraz da babacandı. Yiğitti. Mertti. Delikanlıydı.

Bu özelliklerini eylemlere de yansıtırdı. Temel eylem hedeflerini şehirlere dönük tasarlıyordu. Şehirlerde hâkimiyeti sağlamamız için mutlaka daha fazla aktif olunmasını dayatıyordu. Düşmana kini çok fazlaydı. Bir an önce bu topraklarda düşmanın sökülüp atılmasını, -özelde polislerin -isteyen biri olarak, Kürt halkına da o kadar sevdalıydı. Sisteme çok öfkeliydi. Sistemin Kürt halk üzerindeki tüm baskı güçlerine karşı bir nefreti vardı. Bu gözü kara tarzı yer yer tartışmalarına da yansıyordu. Bir tabancayla gidip karakola girmeyi, emniyet bürolarını basmayı söylerdi. Buna itiraz ettiğimizde ise bize biraz da hayali gelen “Yılmaz Güney nasıl yapmışsa ben de öyle yapacağım” der yarı ciddi yarı şakayla ama kesinlikle böyle de yapacağına inanırdı.

Mardin sevdalısı bir yoldaştı. Mardin kültürünü de severdi. Mardin halkının yurtseverliğine vurgundu. Mardin’in kültürel mozaiğine de sevdalıydı. Farklı halkların, dinlerin ve inançların bulunması ona büyük heyecan ve moral verirdi. Öyle severdi Mardin’i. Mardin’e dar bir çerçeve de bakmazdı. O Mardin’i geniş ele alarak yaklaşır ve Mardin’in bu kültürel zenginliğiyle gurur duyardı.

Nitekim Mardin alanına gidişinin bir diğer nedeni bu kültürel zenginlikti. Birincisi çocukluk arkadaşlarını dağlara taşırmak ise ikinci nedeni ise Mardin’de bulunan bu zengin kültürel yapıyı devrimle buluşturmaktı. Hedefi buydu.

Boran yoldaşa kalsa tüm Mardin alanını gerillaya taşırmak gerekirdi. Nitekim bu büyük istemi üzerine yoldaşlar onu Bagok alanına göndermişlerdi. Onun rüyalarını ve hayallerini süsleyen, Aytenlerin, Sabrilerin diyarına bu kez kendini ulaştırmıştı. Kaldı ki hem Mardin merkezi tanıyordu hem de Midyat alanını tanıyordu. Hem eylemler için görevlendirilmişti hem de Yeni Savaşçı katılımını sağlamak için görevlendirilmişti. Ona böylesine bir güveni yoldaşları duymuş ve böylesine zorlu bir göreve göndermişlerdi.

2006 yılında başlayarak 2008 yılına kadar düşmanın, özelde Gabar ve Botan’ın tüm alanlarına bir saldırı planı vardı. Düşman kesinlikle Mardin’de bulunan tüm birliklerimizi imha etmek için bir karar almıştı. Bunun için saldırı üzerine saldırı içerisine giriyordu. Mardin’in Gabar için oynadığı rol biliniyordu. Öncelikli olarak Mardin alanını Gabar’da kopartmayı planlıyordu. Birde Mardin gerçekten bir yurt sevgisi diyarıdır, bu yurt sevdalılığı tasfiye etmek için kollarını sıvamış ve topyekûn bir saldırıya geçmişti.

Bunun için Mardin’de operasyonel birlikleri her yere serpiştirmişlerdi. Meteler, Efeler, Dadaşlar, Hançer timler derken en gözü kara diye bilinen faşist birlikleri Mardin’de bulunan küçük birimlerimizin üzerine salmışlardı. Bu güçlerle halkla olan ilişkilerimizi sınırlandırmak için, her şeyi yapıyorlardı. Bu birlikler aynı zamanda kontra birliklerdi. Bunun için arazide kalarak gerillaların yerini tespit etmeye çalışan birliklerdir.

Çekdar yoldaşla birlikte Boran yoldaş Mardin’de büyük gelişmeler yaratmışlardı. Alt yapı hazırlıklarını yapmışlardı. Yine milis örgütlenmesini yaratmışlardı. Düşman her iki yoldaşın ismini biliyordu. Bunun için sadece o yoldaşların yerlerini tespit etmek için yukarıda belirttiğim kontra timlerini devreye koymuşlardı. Çekdar -Selim Kurt-yerel bir kadroydu. 2001 yılında dağa gelir gelmez kimsenin beklemediği bir biçimde dağa adapte olmuş ve yine en kısa sürede birim sorumlusu olmuştu. Sivilde yaşadığı tecrübeler Çekdar yoldaşın başarılı bir çalışma yürütmesine yol açmıştı.

İşte Çekdar yoldaşla birlikte önemli çalışmalarda bulunan diğer yoldaş Boran yoldaştı. Genç olmasına rağmen zorlu bir çalışmaya verilmiş ve o bu zorlu çalışmayı alnın akıyla altına kalkarak halka, partiye önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Düşman bunu bildiği için her iki yoldaşa özel yönelimler içerisine girmişti. Her iki yoldaşta dediğim gibi Mardinliydi. Bunu düşman tehlikeli bularak yoldaşların tüm ailelerini, çocukluk arkadaşlarını, çevrelerini denetim altına alarak politika belirlemişti. Ona göre yönelim planlaması yapıyorlardı. JİTEM dedikleri yapının kendisi zaten bu kontra yapı oluyor.

Düşman bunu yaptıktan sonra yoldaşların ilişkilerini denetim altına alarak yerlerini tespit etmeye çalışıyor. Bir gün yine arazide saklı kalarak Çekdar ve Boran yoldaşın bulunduğu yeri tespit ediyorlar. Genç, dinamit, katılımcı ruhu, Mardin eyaleti üzerindeki yoğunlaşmaları, derli toplu düşünce, plan ve projeler üreten bir yoldaş olarak böyle ansızın, düşmanın bu kirli oyunlarını fark etmemesi sonucu erken kayıp etmemiz gerçekten hak edilmeyen bir şahadet olmuştur. Hele hele Boran gibi, Çekdar gibi pırlanta iki yoldaşın uçup sonsuzluklara gitmesi asla af edilecek ve kabul edilecek bir durum olamaz. Onları tanıyan, onlarla kalan bir yoldaş olarak asla kabul edeceğim bir şahadette olamaz.

Düşman her iki yoldaşı bilinçli olarak hedeflemesinin elbette nedenleri vardır. Her iki yoldaş onlarca yeni savaşçıyı devrime kazandırmışlardı. Yine birçok pusu atmış ve çok sayıda ajan vurmuş ve baskınlarda yer almışlardı. Birde Gabar’ın en sağlam destekçileri olmuşlardı.Adıl yoldaşın iyi yoldaşları olmuşlardı. Düşman bu bağlamda her iki yoldaşı iyi tanıyordu. İyi biliyordu. Her iki yoldaşı kendilere hedef seçerken de kendilerince ne kadar isabetli seçtiklerini bilerek Boran ve Çekdar yoldaşların üzerlerine gitmeyi seçmişlerdi.

Düşman arkadaşların yerini tespit ediyor, etraflarını kuşatıyor, iki yoldaştır, bunu düşman biliyor. Yoğun teknik kullanarak yoldaşların üzerine gidebiliyor. Başka her iki yoldaşın üzerine gidemiyor. Arkadaşlar sonuna kadar çarpışıyor. Çatışıyorlar. Ve son olarak kurtulma imkânı bulunmadığında kendi bombalarını kendilerinde patlatarak şehitler kervanına bir 4 Kasım 2007 günü katılıyorlar.

Son mermisini kendisi için saklamak ya da imkânlar yoksa ya da kalmamışsa bombasının pimini çekerek kendinden patlatmak bir PKK militan özelliğidir. Bir militan ruhudur. Ve iki yoldaşta bu ruhu hem yaşamlarında, hem de görev başındayken her zaman en üst seviyede temsil eden yoldaşlar olarak tarihe geçerek, isimlerini her daim altın harflerle yazdıracaklardır.

Fedai ruhunuzun önünde saygıyla eğiliyor ve sizi minnetle anıyoruz.

Kod Adı: Boran Bagok - Adı Soyadı: Serdar Demir

Şahadet Tarihi Ve Yeri: 4 Kasım 2007 Gabar Cehennem Deresinde Çatışma


Mücadele Arkadaşları