Dalyan Boyuyla Hep Yükselen Yoldaş

Hamza Amernê (Ziver Sarıyıldız) Yoldaşın Anısına

Hamza - Ziver SarıyıldızHamza Amerini-Ziver Sarıyıldız-yoldaş 1975 yılında Cizre ile Nusaybin arasında bulunan Amerini köyünde dünyaya gelir.

O henüz yeni ilkokulu bitiren biri olarak erkenden PKK saflarına gelir. Ondan öncesi çok sevdiği amcası gerilla saflarında şehit düşecek ve bu onu çok etkileyecektir.

1990’lı yıllar gelişme kaydedilen yıllardır. Her Kürdistanlı gencin dağlara çıkmak istediği yıllardır. Kürdistan da özelde Botan da birçok yerde serhildanlar gelişmektedir. Özelde ise Cizre, serhildanlarının başını Savur da şehit düşen 13 gerilla yoldaşın ardından çekmektedir.

Kürdistan tarihi yeniden gelişmelere gebe olabilecek yılları yaşamaktadır. Böyle günlerde genç olupta bir nebze namus sahibi olanların geleceği yer dağların zirveleridir.

Hamza yoldaş 1990 yılında gerillaya katılmak için dağlara çıkar. İlk geleceği yer Cudi dağıdır. O burada bir müddet kaldıktan sonra gideceği ve uzun yıllar kalacağı yer Gabar dağıdır. Agitlerin diyarıdır. O artık bir manga komutanıdır.

O 1991–92 kışını Gabar da geçirir. 1993 yılında o yine Gabar’dadır. Ancak artık o takım komutanıdır. Ve o Mişare alanına gönderilecektir.

Siz bir düşünün, Gabar o yıllarda kurtarılmış bir alan gibidir. Düşmanın kolay kolay giremediği girdiğinde ise çıkamadığı bir yerdir. Ancak Mişare öyle değildir. Mişare ve Mardin alanları daha zorlu yerlerdir. Düşmanın nispeten daha hakim olduğu alanlardır.

1993 yılında TC devletiyle yaptığımız ilk ateşkes sürecinde ben Cudi’den Gabar’a geçiyorum. Orada artık Hamza önde gelen bir yoldaştır. Sevilendir. Sayılandır. Herkesin yanına almak istediği bir isimdir.

Ateşkesin uzatılmasının ardından artık adım adım operasyonlar başlıyor. Adım adım düşman hareketliği var. Biz tek taraflı ateşkesi uzatmamıza rağmen bu hareketlik var. Bingöl’de 33 askerin vurulması bahane edilerek düşman topyekûn saldırıya geçiyor. Görülen köy kılavuz istemez derler. Düşman aslında ateşkese tahammül göstermemiştir. Bunun için hep biraz da saldırının planını düşünerek hazırlık yapmıştır. Belki Turgut Özal bireysel olarak ateşkese kendince anlam vermiştir. Ancak bu biraz anlam vermenin Türkiye de kelle götüreceğini o kendisi 19 Nisan’da zehirlenerek katledildiğinde farkına bile varmadan gidecektir. Haziran ayının ortasındayız. Düşman tümden saldırıya geçmiş. Bir şeyler yapmak gerekiyor. Bunun için planlamamıza göre Çelike Ali Remo karakolunu vurmak için hareketli birliğe bağlı bir takımlık gücüde Mişare’de bulunan Hamza arkadaşın yanına göndereceğiz.

Biz eylem için gücü göndermemizin hemen ardından güney savaşından bu yana en kapsamlı operasyonu düşman tüm Botan’a çıkarıyor. Gabar, Garisa, Cudi, Besta ve diğer sahalara düşmanın geniş saldırısı başlıyor.

Hamza - Ziver SarıyıldızGerilla tabiatı gereği esnek bir yapıya sahiptir. Hani denir ya düzensiz güç aynen öyledir gerilla. Düşmanın bu kapsamlı saldırısına karşın bizim yapacağımız kendimizi küçültmemizdir. Vardır ya artı eksi formülü aynen buna göre hareket edeceğiz. Artı eksi formülüne göre düşman kalabalıksa sen seyrekleşerek yerin diplerine dalarak kaybolacaksın, düşman seyrekleşmişse sen kalabalıklaşarak düşmanı lokma halinde avlayacaksın.

Bize verilen talimatta bu temeldedir. “gerillaya geçin. İnisiyatif sizindir. Herkes yer değiştirebilir. Farklı alanlara kayabilir. Özcesi “her yerde hiç bir yerde” formülü uygulanacaktır” denilerek bize geniş harekât manevra sahası verilmişti.

Düşman çok büyük kollarla geliyor. Kendisini parçalamadan ilerliyor. Biz TRT yakınlarında mevzileniyoruz. Bu ara yoğun hava saldırıları var. Top atışları var. Bu hır gür içerisinde bir teneke helikopterini Gabar navserinde düşürüyoruz. Çatışmalarda bir binbaşı ve birçok sayıda asker öldürüldükten sonra kobralar devreye giriyor. İlk kez kobralar balonlar bırakarak hareket ediyorlar. Çünkü bizde füze olduğu varsayılıyor. Hâlbuki biz helikopteri ferdi silahlarla yere düşürmüşüz.

Bu arada birçok düşman koluna vuracağız. En etkili vurduğumuz yer düşmanın Fındık ve TRT de iki kol biçiminde gelen kollarına vurmamızdır.

Bu arada Hamza arkadaşlar keşiflerini yapıyorlar. Ancak düşmanın yoğun saldırılarını da görüyorlar. Eylemi yapabilirler ancak yaptıktan sonra nereye manevra yapacaklar onu tartışıyorlar.

Düşmanın yönelimleri daha ciddileşiyor. Bizim düşmanı her vurduğumuz yeri düşman uçaklarla tarumar ediyor. Giderek bizim için alanı daraltıyorlar. Bunu gören eyalet komutanı Cemal arkadaş “iki takımlık güç ile sen alanda kal, diğerleri alanın dışına çıksın” diyecektir. Bu not şifreli verilmişti. Şifreyi çözen arkadaş büyük insan Ozan Sekmenoğlu arkadaştı. İçimizde Türk Ozan arkadaş olarak biliniyordu.

Bizde bir arkadaş Kürtçe bilmiyor ise-ki Kürtçe denildiğinde kurmanci akıllara gelir-o arkadaş kesinlikle Türk’tür. İsterse bu arkadaşın yedi ceddi Kürt olsun o yine de Türk’tür. Bu da bizde var olan ve bir türlü kalkmayan bir alışkanlıktır. Belki bu alışkanlığın kökeni Botan sahasıyla bağlantılıdır. Botanlılar genelde Türkçe bilmezler. Bilenler ise genelde asker, polis, kaymakam ve benzeri devlet yetkilileridir. Böyle olunca Kürtçe bilmeyen işte Türk’tür!

Devam edelim. Talimatı alıyoruz. Karargâhımızı Çırav’a gönderiyoruz. Bu arada tanklarla toplar yoğun kullanılıyor. Ara geçiş hatları hepsi tutulmuş. Bizim alandan çıkmamız gerekiyor. Ancak savaş ortalığı ana baba gününe çevirmiş. Yaralılar var, gruplardan kopanlar var. Çiyaye Bızına tekrardan doğal bir karargâh gibi olmuştur. Biz hızla 85 arkadaşı o zaman Mardin alanına geçiriyoruz.

Hamza - Ziver SarıyıldızDüşman üçüncü gün bizim bir nevi daimi karargâhımız olan Spivyan'a giriyor. Oradan da Hirareş-Türkçe adı Özbaşoğlu-köyüne geçerek köyü kuşatıyorlar. Bir milisimizi yakalıyorlar ancak milisimiz kaçmak isterken tekrar yakalıyorlar. Faşist ordu bu milisin üzerine benzin dökerek canlı canlı köylülerin gözlerinin önünde yakıyor. Bir başka köylüyü bahçelerin içerisinde yakalayarak kurşuna diziyorlar.

Düşman köyden ayrılırken dört tane köylüyü de yanlarına alarak çıkıyorlar. Yüksek bir kayalıkta elleri kolları ve gözleri bağlı olan köylüleri yuvarlattıktan sonra mermi yağmuruna tutuyorlar. Burada üç köylü ölüyor. Ancak bir köylü ağır yaralı halde yaşayabiliyor. Ve bu olup biteni ertesi gün gidip kendi köylülerine söyledikten sonra katledilen üç köylünün naaşları köye getiriliyor. Hirareş’te katledilen köylülerimizin adları; Abdullah Güler, Sait Şen, Beşir Baksa, Ömer Çetin ve Ahmet Güler.

Tüm bu vahşeti uygulayan bu terörist devletin terörist ordusunun komutanı Mete Sayar’dır.

Bu uygulamaların hepsinin bir anlamı var. Sözde özel savaş yönteminin psikolojik çökertme taktiği gereği Kürdistanlı suçsuz köylüler rasgele katledilerek gözdağı veriliyor. Ve sözde terörist devletin ne kadar büyük bir devlet olduğu mesajı veriliyor. Ama yapılan ve uygulanan belki de tarihte eşine ender rastlanılan faşizan ve sadizmi aşan bir psikopatça vahşettir.

Bir şeylerin yapılması gerekiyor. Biz hızla Rezan-büyük insan Musa Anter’in yeğeni-yoldaşı Güçlükonak’a gönderiyoruz. Fındık karakol tepesine ise Kahraman Selehe yoldaşı gönderiyoruz.

Rezan Güçlükonak polis lojmanlarını roketatarla vururken, Kahraman Selehe yoldaş ise tepede 8 askeri öldürüyor. Kahraman çok seri kullandığı roketatar roketlerinden birisiyle fark etmeden parmağını kaybediyor.

Bu eylemler yaşanırken birde düşman cihazında oldukça ürkmüş bir ses tonuyla şunları duyuyoruz “24 asker ölü, 17 asker de yarılımız var. Yer Çelike Ali Remo.”

Üzerimizden geçen iki kobra tipi helikopter eylem yerine doğru gidiyor. Hirareş’te uygulanan vahşetin bir benzeri bu kez burada yaşanıyor. Kobra direk gidip köyü tarıyor ve burada 16 köylü katlediliyor.

Eylemin tüm planlayıcısı Hamza yoldaştır. Yine saldırı takviye komutanı o’dur. Önce keleklerle Dicle suyunu geçiyorlar. Gidip eylemlerini yapıyorlar. Bu eylemde Sinan Gavaşin karakola direk yöneliyor. Eylem ardından bu kez daha büyük olan su teknesi yani Keşti’ye binerek hepsi tekrar Gabar tarafına kayıyorlar.

Bu eylemde dört arkadaş şehit düşüyor. Bu arkadaşlar; Sinan Gavaşin, Bargeran-Kıçi, küçük güneyli Rubar ve bir başka yoldaş daha.

Eylem tam bir başarıdır. Bu eylemi gerillanın şaşmaz radyo kanalı olan BBC epey işliyor. Eylemde 1 adet MG–3, 1 adet B–7 roketatar, 3 G–3 ile bir sürü askeri malzeme kaldırılıyor.

Bu eylemle Hamza arkadaş artık farkını biraz daha ortaya koyacaktır. O bu eylemde kulağında hafiften yaralanır. Sonraları bu işe çok takılacaktır. Ve söylediği “bula bula kulağımı mı buldunuz” diyecektir. Artık büyük eylemlerin olduğu yerde o tek başına da gönderilen bir arkadaş olacaktı.

O bu tecrübesinden dolayı Mardin Kubraz karakol mevzilerini vuracak ve bir MG–3 kaldırarak geri dönecektir. O hem eylemin koordinesi hem de saldırı kol komutanıdır.

O artık Çırav alanına düzenlenmiştir. Burada bölük komutan yardımcısıdır. O artık salt bir eylemci değildir. O oldum olası olgun olan biridir. O giderek yoldaşların çekim merkezidir. İlgilenendir. Konuşandır. Sorunlar olduğunda çözendir. Mütevazı duruşuyla herkesin sevdiği bir komutandır.

Yine sonbahara doğru Mardin’e geçerek düşmanın Xelila karakolunu vurarak 57’lik top, 2 MG–3 ve birçok silah kaldıracaktır. Sadece karakola müdahale gelen kolda patlayan mayın sonucu 7 asker öldürülecektir. Eylem ovada yapılmış tam bir başarıdır. Bu eylemde üç arkadaş şehit düşüyor. Bu eylemde diğer önemli ölçüde rol alan yoldaşlar Serdar Sperti ile Azad Xırbık Bestedir.

Tekrar Çırav’a dönecektir. Oradan Çiya Lode’ye giderek da Reşine karakol tepelerini vuracaklardır. Ancak düşman araziye çıktığı için çok yoğun bir çatışma yaşanır. Bu çatışmada 17 düşman askeri vurulur. O, Bawer Şırnak ve takım komutanı Ferit Mardin yoldaşlar bu çatışmada yine en ileri düzeyde rol oynayacaklardır.

1993–94 yılında o Gabar da kışın üstlenecektir. 1994 yılının başlarında Cudi de yapılan askeri toplantının kararı gereği her alan kendisine altyapı hazırlığı yapacaktır. Biz bunun için Hamza arkadaşı Haftanin alanına göndererek kendi cephanemizi getiriyoruz.

O artık Çırav da hem takım komutanıdır hem de bölük komutanıdır. Alanımıza Cemal arkadaş geliyor. Çeşitli toplantılar yaparak geri gidecek. Ben güç fazla olduğu için kalıyorum. Ancak Hamza arkadaş Botan Behdinan konferansına katılmak için Cemal arkadaşla gidecektir.

Bu arada Gabar’a düşman yoğun yükleniyor.

Dokuz gün tüm cepheleri sıkı tutuğumuz bu direnişte, biz yaklaşık 400 köylüyü de yanımıza alarak koruyacaktık. Erzak sorunu yoktu. Hepsini Spiyvan’a yerleştirdik. Yaklaşık 1200 arkadaşız. Operasyonu asıl kıran eylem Ahmet Rapo arkadaşla Pale Mardin arkadaşların arkadan operasyona dönerek Çiyaye Bızına yakınlarında vurarak 25 askeri vurmalarıydı. Tüm bu direnişte 4 arkadaş şehit düşmüştü.

Biz bu başarılı direniş ardından köylüleri köylerine geri gönderdik. Aslında artık niyetimiz Gabar’a düşmanı bırakmama temelinde olacaktı. Bir nevi kurtarılmış alan esprisiyle ele alıyorduk. Yaklaşan seçimleri protesto etmemiz için partiden talimat gelmişti. Hiç kimse seçimlere katılmayacaktı. Yine konferansa gidip dönen yoldaşlar olmuş bizde kendi daha alt düzeydeki konferansımızı yapacağız. Hazırlıklar bunun içindir. Bu arada bir iki çatışma daha yaşanıyor ancak düşman Gabar içlerine gelmiyor.

Tüm bunlar yaşanırken 1994 yılının o şiddetli operasyonları başlıyor. İlk yaptıkları uçaklarla sivil halka bomba yağdırmaktır. Besuke köyüyle Giver köyünü yerle bir edeceklerdir. Onlarca çoluk çocuk bu bombardımanlarda hayatını kaybedecektir.

O zaman biz telsizleri takip ediyoruz. Bu vahşeti yapan ve talimatını veren bizatihi Hasan Kundakçıdır, o meşhur tamburalı Komutan bu sürece ilişkin anılarını yazarken bu köylerin yerle bir edilmesinden elbette ki söz etmeyecektir.

İlk Botan Behdinan Konferansı kışın Haftanin’de yapılıyor. Gabar üçlü koordineye kavuşuyor. Ben bir güç alarak Çırav alanına geçeceğim. Ahmet Rapo arkadaş da bir takımın başında Karne dağına yerleşecek. Biz tüm bunları tartışırken ya da planlarken, düşman çok yoğun yükleniyor.

Bu bombardımanlarla birlikte her tarafta operasyonlar ve saldırılar başladı. Her yerden toplar, bombardımanlar, obüsler uçuşuyor. Düşman Çırav ile Gabar arasını kesiyor. Uçaklar vururken Spiviyan’dayız. Biz doçkalarla bir uçağı düşüreceğiz ancak düşman gözle gördüğümüz uçaktan paraşütlerle fırlayan iki pilotunu kurtaracaktır. Cihazda pilotların esir alınması için bir arkadaş “onlar kaçamaz, ayaklarında terlikler” var diye takılacaktır.

Cemal arkadaştan, önderlik büyük cihazda operasyonların son durumunu öğrenmeyi istediğinde, Cemal arkadaşın vereceği tekmilde anlayacağız ki durumlar kritiktir. Çünkü yaşanan topyekûn bir saldırıdır. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş ekibinin iş başında olduğu ve Tansu Çiller’in “bir çakıl taşı vermeyeceğiz “dedikleri yıllardır.

Biz halkı korumakla görevliyiz. O zaman hatırlıyorum geri çekilmede direnişin üçüncü gününde Ahmet Rapo arkadaş iki köylü çocuğunu kucağına alarak gelecek. Biz deşifre olmamış olanları yerlerine daha doğrusu şehirlere, deşifre olmuş olan milis ve ailelerimizi yanımızda götürecektik.

Bu arada Ahmet Rapo takımıyla Karne de bir düşman gücünü etkili vururken Kani Mamxuri yoldaş şehit düşecek kendisi de hafif yaralanacaktır.

Biz bu sert yönelimde Gabar’ı adeta cephelere bölerek bir cephesine TRT’yi-Xalit Balveren yoldaşı, Herereş cephesine Pale Mardin yoldaşı, Karne cephesine Ahmet Rapo yoldaşı ve en önemli direniş kalesi olan Çele Sor tepesine de Felat ve Serdem yoldaşları vereceğiz. Hamza yoldaşı ise Fındık cephesine vereceğiz. Her ne kadar o başka yere düzenlenmiş olsa da geçiş imkânı olmadığı için alanımızda şimdilik görevlendiriyoruz.

Düşman yüklendikçe yükleniyor. Bizim alandan çıkmamamız gerekiyor. Pale Mardin hariç tüm güç çıkacak. Talimat gereği dört takım bırakmamız gerekirken bunu yapamıyoruz. Bunun geçiş yeri Pıre Sim’dir. Hemen üzerinde bulunan stratejik tepe Çele Sor’dur. Burada bir grup arkadaş ölümüne 4 gün direnecek ve sonuna kadar tepenin düşmanın eline geçmesini engelleyecektir. Onlarca uçak bombardımanı, top vuruşları, kobra vuruşlarına rağmen bu tepe bırakılmayacaktır. Burada verilen bir kahramanlık örneğidir. 3 gün boyunca yüzlerce yoldaşın sağlam geri çekilmesi için burası bırakılmayarak bir destan yaratılacaktır. Bu tepeye ilişkin bir anı olarak; biz o küçük grubumuzu gönderdiğimizde fedaice direneceksiniz demiştik. Tepede arkadaşlar tartışıyor. Ve tartışmada fedaice direnişin ne olduğunu anlamıyorlar. Küçük cihazda o zaman kodum Kani’dir. Beni "Kani Kani" diye çağırıyorlar. Fedaice direnişin ne olduğunu sorduklarında ben onlara ”ruhunuz size ait değildir, halkındır, ölümüne direnmektir” diyorum ve onlar özelde sonra da şehit düşecek olan Serdem ve Felat yoldaşların görkemli direnişiyle bu destanı yaratacaklardır. Bu tepede üç arkadaş şehit düşecekti isimleri altın harflerle yazılacak olan; Felat-Mazıdağı, Cihat küçük güneyli, :Eşref-küçük güney Derik.

Hamza yoldaşı ve gücünü biz Çırav’a çekildikten sonra. Yeni yerine göndereceğiz. Ancak onun düzenlenmesi artık 1.Bölge’dir. O artık bölge komutan yardımcısıdır. Mava ve Kerboran alanları oluyor ki burada yaklaşık 150 arkadaş kalıyor. Riskleri olsa da onu operasyonların içerisinde gönderiyoruz.

Düşman saldırıları devam ediyor. Durum artık tehlikeli olmaktadır. Biz ağır gücümüzü Çırav’a doğru götürürken düşman Çırav da bu kez kapsamlı bir operasyon başlatıyor. Biz geri çekileceğiz, Garisa’ya doğru gideceğiz. O zaman talimat “alanınızda kalın” dır. Biz görevden düşürülmeyi de göze alarak geri çekiliyoruz. Cemal arkadaş bir cihaz muhaberesinde “bunların amacı tüm güçleri önüne katarak Besta’ya oradan da toplayarak Zozanlara sürmedir. İklimin bizim açımızdan dezavantajlı durumundan da yararlanarak topyekûn imhayı hedefliyorlar. Bunun için alanı terk etmek olmayacaktır. Yerinizde gerillacılık yapacaksınız” diyecektir. Dediğim gibi biz bu talimatın gereklerini yerine getirmeyerek Garisa’ya doğru çekiliyoruz.

Arkamızda bıraktığımız Pale ve Rubar Karakoçan arkadaşların takımlarıyla bir takıma yakın sayıda olan Serdem yoldaşı bırakıyoruz.

Biz bu arada Hamza arkadaşı alanına gönderiyoruz. Serdem arkadaşın yanından kaçan bir kişiden dolayı Serdem yoldaş gücünü alarak Kerboran alanına geçiyor. Bir nevi alanını terk etmedir bu.

Hamza arkadaş o zaman benim adıma bir not yazıyor. Ve Serdem arkadaşı da yanına çağırarak “bak bize not gelmiş. Sen alanını terk etmişsin. Savaştan kaçmışsın. Bunun için seni tutuklamamız gerekiyor. Silahsızlandırmamız gerekiyor” diyerek Serdem arkadaşı bir ağacın altında iki saat boyunca silahsız tutuklu bekletiyor. Tabii sonra yanına giderek espri yaptığını söyleyerek gönlünü alacaktır. Söz konusu Hamza arkadaş olduğu için Serdem arkadaş alınmayacak o da bolca bu kaba espriye gülecektir.

Serdem yoldaş ki o dönemlerde bizim en gözde savaşçılarımızdandır. O halen onun adıyla andığımız Serdem tepesinde düşmanın bir birliğine gündüz saldıracak ve bu saldırıda 23 asker çantası kaldıracaktır. Birçok subay ve asker ölecektir. Yine aynı tepeye düşmanla gelen kontralaşmış Dengtav adındaki haini esir alarak sonra infaz edecektir. Aynı eylemde o bir suikast mermisiyle başından isabet alarak şehit düşecektir.

Hamza arkadaş 1.Bölge de gösterdiği performansla birlikte Partinin 5.Kongresine katılacaktır. Kongre ardından o Mardin eyalet komutan yardımcısı olarak Mardin’e düzenlenecektir. Burada Habısbına alanına verilecektir. Esasta yeni düzenlenen bir alandır. Bu alan bir nevi Amed, Garzan ve Botan üçgeninde yer almaktadır. Gerilla ile şehirlere açılma karakteri gereğidir. Bu alan zorlu bir sahayı teşkil ettiği için Botan’dan gelen genç komutan bu alana verilecektir.

Mardin eyaleti bu yıllarda kendini saklayan tarzı aşarak ciddi bir savaş pratiği içerisine girecektir. Burada önemli rol yine Hamza arkadaşındır. Ancak parti sonradan ağırlıklı olarak savaşa yüklenmeyi eleştirecektir. Çünkü Mardin esasta bir cephe sahasıdır. Yani halk ilişkilerinin önde olduğu serhildan taktiğinin hep geliştirilmesi gereken bir sahadır. Aksi takdirde düşman coğrafik yapısından kaynaklı olarak gücü erken ezebilecektir. O yıllarda geliştirilmek istenen tabur hareketi iyi niyetlide olsa esasta yanlış görülecektir.

Hamza yoldaş bu yıllarda yaşanan çatışmalarda, eylemlerde, halkın örgütlenmesinde ve tabii ki Mardin eyaletinin yeniden partiye açılmasında önemli roller üstlenecektir.

Buna örnek olarak Batı-Rahman karakol tepesini vurarak tarumar etmeleridir. Birçok kez alanda yol keserek parti otoritesinin sağlanması da önemli çalışmalardandır.

Hamza yoldaşı bize iyi tanıtacak olan çarpıcı bir örnek Savur'da düşmanla girdikleri bir çatışmadır. Arazi uygun değildir. Ancak buna rağmen Hamza yoldaşın yanında ki yoldaşlar direnecek ve direnmenin de ötesinde bir destan yaratacaklardır.

Eylem yapmak için özel oluşturulan eylem gücü adım adım eyaleti dolaşacaktır. Çeşitli eylemler çıkaracaklardır. Bir gün Dilevera alanında-ki düşmanın koruculuk sistemiyle hâkim olduğu bir alandır-kaldıklarında düşman geceden hareket ederek alanı tutacaktır. Öncü olarak bir kurt köpeğini gönderecektir düşman. Alanda normalinde yerleşim birimleri uzaktır. Nöbetçiler Hamza arkadaşı kaldırırlar. O “düşman arazidedir” diyerek önce manevra yapmayı düşünecek ancak manevra yapmak isterlerken düşman fark ederek onları tarayacaktır. Arkadaşlar tekrar bulundukları tepeye çıkacaklardır.

Düşmanın önceden yaptıkları mevzileri hem sağlamlaştıracaklar hem de Hamza arkadaş ”çatışma akşama kadar sürecek herkes mevzi içerisinde bir mevzi daha kazsın” diyerek gelişecek çatışmanın niteliğine işaret edecektir.

Grup 11 arkadaştan oluşuyor. Düşman giderek çemberi daraltıyor. Yoğun taramalar yapılıyor. Bir müddet sonra tankları getirerek top atışları yapacaklar. Tanklar çok etkili olmadıkları için-ya tepenin dibine yâda tepeyi aşan atışlardan –kaynaklı düşman havan toplarını kullanmaya başlar. Sonra kobralar gelerek alanı roketlerle dövecektir. Çatışma şiddetlenecek. Hamza arkadaş arkadaşlara hem moral verecek hem de mevzilerini kontrol edecektir. Böylesine bir kontrolü yaparken çenesinde bir mermi alacaktır. Kafasına sardığı bir kefiyeyle kanı durdurmaya çalışsa da geç saatlere kadar kan durmayacaktır. Arkadaşlar Hamza arkadaşın yaralanmasından negatif etkilenseler de Hamza arkadaş tüm yoldaşların moralini yüksek tutmasını bilecektir.

Bir ara çevrede bulunan bir gerilla gücüyle irtibat sağlanacaktır. Güç yardım etmek istese de Hamza arkadaş izin vermeyecektir. Çünkü müdahale için arazi uygun değildir. O “biz Selim gibi olacağız, bilginiz olsun. Alandan ayrılın tedbir alın. Önderliğe halka partiye tüm yoldaşlara selamlarımızı söyleyin. Biz tüm malzememizi imha ederek direneceğiz.” diyecektir. Selim bir şifredir. O yani Hamza arkadaş Habısbına’ya gelmeden 16 arkadaşı ile şehit düşen Selim arkadaşı kast etmektedir. Yani yaşanacak olan şahadettir. O “biz sonuna kadar direneceğiz. Bunu bilesiniz” diyerek bir direnişçinin ne yapması gerektiğini de söyleyecektir.

Bu arada Felat, takım komutanı, Nusaybinli yoldaş şehit düşecektir. Hamza arkadaş yer yer baygınlık geçirecek ancak kendine geldiğinde çatışmasına devam edecektir. Arkadaşların giderek mermileri azalacaktır. Hatta bazı arkadaşlar son bombayı kendilerine sakladıkları için yer yer yakın yere yerleşmiş olan Türk askerlerine bomba diye taş atarlar. Düşman çoğu zaman bunları bomba bilecek ve panikleyecektir.

Yine bir ara üç helikopter yakın duran bir tepeye indirme yapmak isterken BKC’lerle arkadaşlar tarayacak ve burada sonradan yarbay karısının söylediği “kocamı devlet öldürdü” dediği yarbay ölecektir. Ve belki de düşman gerçekten kendi komutanını vurmuştur. Orasını tam bilemiyoruz.

Arkadaşların kendi aralarında tartıştıkları; “malzemelerimizi imha edelim, üstümüzdeki paraları yakalım ve bombalarla kendimizi imha edelim” görüşüdür. O sadece cihazların imha edilmesini isteyecek ve olurda gruptan kurtulan olur diye güzel radyosunu kırmayarak bir mevziinin içine saklayacak ve yerini yoldaşlarına gösterecektir.

Akşam karanlığa doğrudur. Şehit Felat arkadaşın cenazesini arkadaşların alması zordur. Bunun yerine roketsiz kalan B–7 yani roket atarı arkadaşlar bir tuzak olarak ayarlarlar. Bir el bombası gizlenerek şehit yoldaşın naşına bağlanır. Ayrıca bir anti personel mayında düşmanın kullanacağı patikaya bırakılır.

Her zaman usta bir taktikçi olan Hamza yoldaş çok uzaklara gitmeyi planlamaz. İsteseler de uzaklaşamazlar. Çünkü tüm yoldaşlar Pılıng hariç yaralanmıştır. Çatışma, susuzluk, barut kokusu, sersemlik, yaralanma derken bitap düşmüşlerdir.

Yaptıkları izin çıkmamasına dikkat etmektir. Hamza yoldaş halen çenesinden akan kandamlacıklarının yere düşmemesi için kafasına iki keyfe saracaktır. Tüm yoldaşlar buna dikkat ettikten sonra ancak 15 dakika mesafede bulunan bir makilik ormanlığa giderek saklanacaklardır.

Sabah düşman tekrar toplarlarla tepeyi vuracak. Kimsenin tepede olmadığını anlayınca tepeye girecektir. Arkadaşlarda cihaz olmadığı için düşman muhaberesini dinleyemeyeceklerdir. Ancak kısa bir süre içerisinde tepede patlayan bombayla birlikte büyük bir paniklemenin yaşandığını göreceklerdir. Yine birkaç dakika sonra yardım için müdahale gelen düşmanda patlayan ikinci patlama bir kez daha paniklemenin ve kaçışmanın yaşanmasına yol açacaktır.

Düşman ikinci gün akşama kadar alanda kaldıktan sonra alandan ayrılacak Hamza arkadaşta kan-revan içerisinde kalmış çenesiyle yoldaşlarını tersi istikametten alarak kendini sağlama alacaklardır.

İşte bu Hamza’dır. İşte bu Hamza Amerine’dir. Düşmandan çekinmeyen, düşmanın üstüne üstüne yürüyen bir Kürdistan cengâveridir. Şartlar ne olursa olsun umudunu yitirmeden sonuna kadar çatışmasını bilendir. Zor alanların militanı olarak Gabar da nam salması boşuna değildir. Burada yine o zor anların militanı olarak çözümsüzlüğü çözüme çevirerek savaşacaktır.

1996 yılının eylül ayında biz onunla Cudi alanının Bilika mıntıkasında karşılaşıyoruz. Ben önderlik sahasından tekrar Botan’a daha doğrusu Gabar’a dönüyorum. O ise Mardin eyaletinden önderlik sahasına gidiyor. Epey zamandır görüşmemişiz. Alıp veriyoruz. Birazda nostalji yapıyoruz. Uzun bir gecenin ardından birbirimizden ayrılıyoruz.

O önderlik sahasında kalacaktır. Önderliğin güvenlik komutanı olarak yanında kalacaktır. Onun açışından önemli bir süreçtir. Önderliği yakınan tanımadır. Bu bir önderlik tarzdır. Gelişmeye açık olan arkadaşları yanına alarak birazda yönetim sanatını onlara ekerek devrimci hareketin yenilmez tohumlarını atmaktadır. Yanına aldığı her bir genç geleceğin bir kadrosu militanı olarak yer alacak ve örgütün yaşama garantörleri olacaklardır.

Önderlik sahasında onun düzenlenmesi Cudi bölgesine olmaktadır. O Cudi bölge komutanı olarak gelmektedir.

97 yılı Cudi için karanlık bir yıldır. Cudi hep direnişiyle bilinir. Ancak 97 yılında Dirok ve Eylem ismindeki-sonradan kontralaşacak ikili-bir grup gerilla ile düşmana teslim olarak Cudi’ye yakışmayacak bir leke bırakacaklardır. Bunun yanı sıra bir sürü çete pratikleri vardır. Yaşanan şahadetlerden dolayı inançsızlık ve Cudi’den ürkme vardır.

İşte Hamza arkadaş bunları aşmak için özenle seçilerek gönderilecektir. Onun ilk yaptığı gücü tekrardan parti çizgisine çekmektir. Gücü eğiterek anlayış kazandırmaktır. Anlayış kazanmayan bir güç eninde sonunda düşmana hizmet etmekten kurtulamıyor. Önderliğimizin “yüreği ve beyni bizimle olmayanın pratiği de bizim olmaz” sözü bu gerçekliği ifade eder.

Hamza yoldaş bu gerçeklikten yola çıkarak yoğun yapıyla ilgilenir. Bir sürü soruşturmalık durumu açığa çıkarır ve soruşturarak yargılar. Giderek alana belli bir örgüt anlayışını oturtur. Artık Cudi de olan o olduğu için tekrar Cudi sevilecektir, ürkmeler aşılacaktır. Hamza yoldaşın şahsında gördüğümüz bir bireyin neye muktedir olmasıdır.

98 Kışında o gücünü Haftanin de eğitecektir. Henüz pratiğe çıkmadan ayağının tozuyla Botan 3.Konferans’ına katılacaktır. O eyalet yönetimi ve eyalet yürütmesine alınacaktır. Konferans’a belli bir katılımı olacaktır.

Konferans’tan sonra o Cudi alanına geçer. 98 yılı esasta Botan eyaletinin adeta yeniden işgal edildiği bir yıldır. Henüz 11 Mart’ta düşman Grenada tipi indirmelerle Besta’ya yoğun yüklenecektir. Ardından 11 Nisan da daha kapsamlı bir operasyonu tekrar Besta’ya dönük gerçekleştirecektir. Kimine göre bu saldırıya 80 bin asker katılacaktır. Sonradan öğreneceğiz ki parmaksız Zeki denen asalak bu saldırılarda akıl veren baş ihbarcıdır. Sonraları bu saldırılar Gabar, Garisa, Cudi, Çatak, Beytüşşebap ve tabii ki Hakkâri’ye de yayılacaklardır.

Bir mayısta düşman Cudi’ye karşı çok yoğun bir saldırı başlatır. Navserde arkadaşlar çatışmaya girer. Burada iki yoldaş şehit düşer. Yoğun çemberler atar düşman. Hamza arkadaş alanı çok tanımaz.

İşte savaşın acımasız olan bir yönünü burada göreceğiz. Eğer siz komutansanız ve araziyi bizatihi tanımıyorsanız başkalarına muhtaçsınız demektir. Ve eğer bu başkaları yeterince cesaret, fedakârlık ve gözü pekliğe sahip değillerse size bu başkalarının eksikleri bumerang gibi döner. Siz inisiyatifsiz kılınırsınız. Araziyi ne kadar çok tanıyorsanız o kadar inisiyatifli olursunuz. Aksi durumda bu kabiliyeti kullanamazsınız.

Arazinin her tarafı tutuludur. Çılagera altında Bespin de Zerinker altlarına kendilerini atacaklardır. Bu önemli ölçüde sağlama alınmak demektir. Ancak bir yere kadar gelirler. Asi kalırlar. İlerleyemezler. Araziyi tanıyanlar öne çıkmaz. Böyle olunca tehlike atlatılmadan bir yerlerde kalmak zorunda kalırlar.

Yapılacak bir şey yoktur. Hamza arkadaş “gelirlerse sonuna kadar bombalarımızla direniz” diyerek yapmaması gerekeni yapmak zorunda bırakılıyor. İki grup halinde araziye yerleşiyorlar. Bir tim üstlerine bırakıyorlar. Olası bir durumda bu tim çatışacak ve diğer arkadaşlar ya çatışmaya müdahil olacaklar ya da zemin uygunsa manevra yapacaklardır.

Düşman arazide çok yoğundur. Muhtemeldir ki arkadaşların cihazlarını da dinlemiştir. Kaldı ki ova tarafından tank termallerine takılmalarda ihtimal dâhilindedir.

Düşman sabah erkenden arkadaşların bulunduğu yeri keşfedecek. Yoğun bombalayacaktır. Sonrada yoğun bir çatışma yaşanacaktır. Bombalarla iç içe yaşanan bir çatışmadır. Bu çatışmada Cudi’ye yaraşır bir direniş sergilenecek ve hiçbir teslimiyet yaşanmadan kalan son mermiye kadar direnilecektir.

Bu çatışmada Hamza yoldaşla birlikte 16 devrimci, militan şehit düşeceklerdir. Tarih 2 Mayıs'tır. Olay Deriye Çilmiranin Bespin’e bakan tarafında gerçekleşiyor.

Parti Hamza ve Zelal arkadaşın intikamını almak için 1998’in 4 ağustos gecesinde Adil Bilika yoldaşın koordinesinde Botan’da yapılmış ve sonuçları en parlak olan eylemi gerçekleştirirler. Kato’ya yerleşmiş düşman gücüne arkadaşlar saldırarak onlarca asker vurulmuş ve 2 adet 57’lik, 2 adet BKC, 2 adet Karnas, 17 G-3, tepede imha edilen Doçka-23 ve çok sayıda askeri malzeme.

Kürdistan da genelde bir yaşam biçimi vardır. İnsanlar düşe kalka öğrenirler. Yaşananlardan ders çıkarma yerine yaşayarak öğrenirler. Belki bununda bir anlamı vardır. Ancak önemli olan olup bitenleri değerlendirerek, yorumlayarak dersler çıkararak ilerlemedir. Tarz böyle olursa insanlar döküp yıkmadan öğrenecek ve yıpranmadan yollarına devam edeceklerdir.

Hamza Amerini yoldaş parti saflarında hep istikrarlı bir şekilde yürüyen ender arkadaşlardan bir tanesidir. O katılımıyla başlayarak hep adım adım ilerlemiştir. Partiye halka önderliğe ters düşmeden kendi yolunu çizmiştir. Bu onun gelişim grafiğine de yansımaktadır. O hep bir küçük görevden bir üst göreve adım adım yükselirken geriye düşmemiş tersine her yıl yeni ve belki de zorlu olan alanlarda daha büyük görevler üstlenerek yaşamıştır.

O oldum olası hep zorlu alanların militanı olmuştur. Bir alanda bir sıkışma varsa, açılması gerekiyorsa o oraya gidecek olandır. O oraya düşünülendir.

O Botan da bir savaş aslanı ve cengâveri olarak bilinir. Boyuyla posuyla göz doldurmasının yanı sıra o mütevazı, katılımcı, pratikçi yönleriyle de sevilendir. Yoldaşlarına yoldaştır. Savaşçılarına komutandır. Halkına ise o güzel boylu sevecen ve bağlı olan militandır.

O soğukkanlı, olgun, sakinliğiyle de herkese güven aşılayandır. En zorlu ve tehlikeli anlarda güleçliği ve bu delikanlı onun hep söylemese de dikkate alınmasına götürecektir.

O şirin sözleriyle, dokunaklı esprileriyle, yüreklere su serpen davranışlarıyla da hep birazda ayrıydı. Bu ayrıcalıklı duruş ve karakter ona karşı gösterilecek olan yaklaşımların ölçülü oluşu olarak ürün olarak geri dönecekti. Hani var ya, “ne ekersen onu biçersin” atasözü, işte Hamza yoldaş yoldaşlık ekmiş ve karşılığında aldığı ise yoldaşlık olmuştur. O sevecenlik ekmiş karşılığında gördüğü ise sevilme olmuştur. O saygı ekmiş karşılığında biçtiği ise saygınlık olmuştur.

Evet, bu Hamza yoldaştır. O oldum olası hep ayrı olmuştur. Biz hepimiz en güçlü yoldaşları her zaman yanımıza almayı istemişiz. Ancak o önderliğin “önemli olan iyi olanlarla başa gitmek değil, önemli olan zayıflarla zafer elde etmektir” sözü temelinde her zaman en zayıfları yanına alarak onlara tecrübe kazandırarak onların önünü açmaya çalışmıştır.

Böylesine güzel boylu bir fidanı kaybetmek zor geliyor insana. Böylesine gözü pek bir militanı kaybetmek zor geliyor insana. Böylesine insan sevdalısı insanı kaybetmek gerçekten zor geliyor insana.

Arada yıllar geçmesine rağmen halen etrafımızda Hamza Amerini yoldaşı aramak sadece bana mahsus bir arayış değil. Adeta onunla kalan her yoldaş biraz da Hamza yoldaşı aramaktadır. Çünkü o yeryüzüne gelmiş geçmiş en sade, temiz, olgun, fedakâr, sevecen, alçakgönüllü, savaşkan ve şirin yoldaşlardandı. Onun gibisini biz az gördük.

Güzel yoldaş, söz sana ki biz bu dağlara senin gibi yoldaşlar yetiştirmek için elimizden geleni yapacağız.

Söz sana ki, hep seni ve senin karakterini gerillaya gelen her yeni Kürt gencinin özellikleri yapmak için didineceğiz.

Ve söz sana ki senin ödün vermez kişiliğine denk bizde her türlü gerici, ihanetçi çizgiye karşı kendimize seni ekerek bu halkın birer direnişçi olacağız.

Söz sana güzel boylu, selvi boylu güleç yüzlü nur yüzlü militan.

Söz sana, söz sana.

Caferi Sori